www.kaligrafidefteri.com

Arşiv - Günce

Katılaşma ve Soğuma (Bursa-2010)

Tarih elbette ki bir varış noktası gidilecek bir yer değildir. Gelişmek, daha iyi olmak için geriye dönülmemeli elbette… Ama ders çıkarmak boynumuzun borcu değil mi geçmişteki hatalarımızdan? “Tarihi tekerrür diye tarif ediyorlar, İbret alınsaydı, tekerrür mü ederdi?” derken Mehmet Akif aslında aynı gerçeklere çekiyor dikkatimizi. Okumak, anlamak ve ibret çıkarmak gerekiyor tarihten…

Nevzat Kösoğlu

Üniversite yıllarında okuduğum ve çok da önemsemediğim bir kitabı gün geçtikçe daha fazla düşünür oldum ve bir tane edinerek tekrar inceledim. Gençlikte insan her şeyi bildiğini düşündüğü için bazen kıymetli eserler göz ardı edilebiliyor. Fakat Nevzat Kösoğlu bir şanstır benim tarihe bakışımda. Önceleri belli kalıplarla ve üstünkörü basit yorumlarla geçiştirilen tarih dersleri yeterliydi benim için de. Nasıl olsa biliyordum İstanbul’un nasıl fethedildiğini. Halifelik Yavuz Sultan Selim ile Osmanlı’ya geçmişti ve Cumhuriyeti Atatürk kurmuştu. Buradan çıkardı dersler, ibretler elbette… Fazlası teferruattı. Ama hiç düşünmemiştim gemileri karadan yürüten kudretin bir avuç asiye orduları nasıl teslim ettiğini. Bir avuç baldırı çıplağa orduları teslim eden kudretin (!) yedi düvele meydan okumasını da hiç hesaba katmıyordum çünkü… Biliyordum ki Avrupa Medeniyeti teknik olarak üstündü, güçlüydü. Ama bu sefer de Çanakkale’yi açıklayamıyordum…
Bu sorularla boğuşurken hatırladım Nevzat hocayı... “Türk Dünyası ve Türk Medeniyeti Üzerine Düşünceler” isimli eserini tekrar aldım elime ve inceden inceye okumaya başladım…

Türk tarihini başından sonuna kronolojik bir sıra takip ederek (ki bence bir tarihi kitabının olmazsa olmaz özelliklerinden birisidir) ve teknik olarak incelemesinin yanında Türk kültür ve medeniyetini anlamlandırması, medeniyetin hareketini okuyucuya aktarması bu sefer derinden etkiledi beni. Değerli hocamıza yüzde yüz katıldığımı söyleyemeyeceğim ama ekseriyetle ifade edemediğim ve cevaplayamadığım bazı sorularıma yanıt bulabildim Nevzat Hocayla...

Osmanlı Devleti'ne Genel Bakış

Uzun lafın kısası, esas olarak Osmanlı Devleti temel alınmış olsa da aslında Türk medeniyetinin bu günkü konumu hakkında çok ciddi ipuçları yakaladım diyebilirim. Öğrendim ki Osmanlı Devleti’nin tarih sahnesini terk etmesinin esas sebepleri sadece ticaret yollarının değişmesi değilmiş. Ya da devletin tabii sınırlarına ulaşması, padişahların ordunun başında sefere çıkmaması, devşirme ve tımar sisteminin bozulması değilmiş esas sebep. Bunların da bozulmasına yol açan ve aslında devletin en ihtişamlı zamanlarında ortaya çıkan bir başka problem varmış. Katılaşma ve soğuma…

Cenk esnasında devleşen o büyük ve güçlü ordu (ki adına Yeniçeri denmiş yeniliğin öncüsü olsun diye) milletin parasına göz diker olmuş. “Şer ile davamız var! ” diyerek kötülüğün karşısına dikilirken bir zamanlar “Şer ile davamız var! ” diyerek masum kanı döker olmuş. “Kaanun-u Kadim” i uygulamak ve adaleti dağıtmakla görevli iken ulema, adaleti satar olmuş şahsi menfaatler için. İlk defa bir padişaha rüşvet vermeyi başaran İranlı şah “Şimdi Osmanoğlu’ndan intikamımı aldım” diyerek başlatmıştı belki de katılaşmayı. Katılaşma ile önce yavaşlamış o büyük adalet ülküsü ve soğumayla durmuş, gerilemiş ve bitmişti. Sina Çölü’nü geçip giden kudret kendi toprağında boğulup yok olmuştu. Elbette bir anda mahvolup gitmemişti her şey. Fakat güç tükenmişti artık. Fark etmişlerdi belki amma tılsım kaybolmuştu, olmuyordu bir türlü. Öz güvenle birlikte kaybolmaya başladı hayranlık duyulan üslup ve hayat tarzı. Suçlu Türk olmaktı(!) anlaşılmıştı ve Avrupalılaştı bir anda her şey… Yarışarak bir birimizle kaybettik öz benliğimizi ve sonra da unuttuk. Gülhane’de Hatt-ı Hümayun okunurken Avusturya veliahdı “Türk olarak kalın! Kendiniz olarak kalın! Size başka bir şey lazım değil” demişti belki ama duyulmamıştı.  Çünkü artık asırlardır yanan ateş sönmüştü. Yurt edinme endişesinden sonra dünyaya adalet dağıtma ülküsünü de hapsetmişti Viyana kapıları. Ve sonrası zulüm oldu kan oldu millet için. Kırımdan, Balkanlardan ve Orta Asya’dan akın akın gözyaşı aktı milletin bağrına. Şükrü Paşalar, Osman Paşalar vardı ama acı çok büyüktü, yetmiyordu kapatmaya yaraları. Her şey bitti derken cihan harbi başladı ve son bir umutla destanlaştı koca çınar. Gözü korkmuştu ecnebinin. Ne olmuştu bu hasta adama? Yaman döğüşüyordu Osmanlı! Sadece düşmanla da değildi üstelik kavgası. Açlıkla, soğukla, silahsızlıkla ve her türlü imkânsızlıkla döğüştü durdu. Ve şanına yakışır şekilde devrildi gitti tarih sahnesinden…

Cumhuriyet Ateşi

Fakat mazlum millet Mustafa Kemal ile yaktı tekrar iman ateşini ve devleşti Çanakkale’de. Bitti denilen noktada küllerinden doğdu yeni Türkiye ve Alparslan yadigârı Anadolu’yu teslim etmedi. Söndü denilen ateş Cumhuriyet ile tutuştu. İnkılâp oldu, ordu oldu, demokrasi oldu ve millet kurdu yeni devletini. Sadece kendini de kurtarmamıştı üstelik; tüm mazlum halklarına dünyanın örnek olmuştu. Osmanlı’nın torunları “Biz buradayız” dediler ve Rus bozkırında yeşermeye başladı yeni filizler. Yeşerdi ve tutuşturdu meşalesini Türkiye Cumhuriyeti’nden. Hareket yine başladı.
Kıssadan hisseyle; kolay kazanamadığımız bu ateşi kolay kaybediyoruz ne yazık ki. Okumak yerine bakıyoruz. Duyuyoruz belki ama dinlemiyoruz, anlamlandırmıyoruz. İbret almıyoruz tarihten ve tekerrürüne sebep oluyoruz. Zayıflığımızı önemsemiyoruz ve hep bir başka bir şey olmaya çalışıyoruz. Hareket ediyoruz ama yol alamıyoruz. Aldığımız hareketi millet ile ivmelendiremediğimiz için öteye taşıyamıyoruz. Sonra da küsüyoruz bir birimize. Kızıyoruz… Ve bizim rahat rahat kaybettiğimiz zamanı bir başkası çok iyi değerlendiriyor. İşte bu yüzden sadece büyük olmayı istemek yetmiyor. Büyük olmak için bir şey yapmak, küçük de olsa bir adım atmak gerekiyor. Belki bazen sadece anlayış göstermek bile çok ciddi bir başlangıç olabilir geleceğimiz için. O başlangıcı gösterme cesaretini ise tarih size bırakıyor.

21 Ocak 2010 - Bursa

Amatör Ruh (Bursa-2009)

"Biz de yapsak olur mu? Altından kalkabilir miyiz?" derken 2006 yılında amatör olarak başladığımız sayfamız geçirdiği evrimler sayesinde bugüne ulaştı. İlk sayfalarımız internette yayımlamaya başladıktan sonra gözümüze çok şirin gözüken sitemizi şimdilerde çok komik bluyorum :) Web tasarımı konusunda "Bundan iyisi can sağlığı" derken bugün daha gidecek çok yolumuz var diyor ve yeni sayfalarımızı görücüye çıkarıyoruz.

Yeni Fikirler

Sayfalarımızda beğeni toplayan bölümleri iyileştirmek gereksiz bölümleri kaldırmak suretiyle ziyaretçilerimize daha efektif bir site hazırlamaya çalıştık. Benim bu işe başladığımdan beri hayalim olan yazma tutkusu ise eşimin desteği ile Günce bölümünün oluşmasına vesile oldu. Fırsat buldukça bu köşeden naçizane fikirlerimi paylaşmak ve bunları ileride hazırlayacağımız bir arşiv bölümünde biriktirmek düşüncesindeyim.

Kaligrafi Hakkında

Kaligrafi hakkında bazı temel bilgilere Kaligrafi Defteri bağlantısını kullanarak ulaşabilirsiniz. Öncelikle, bu bölümde, lise çağlarımda merak duyduğum bu sanat dalını öğrenmemde yardımcı olan öğretmen ve arkadaşlarıma can-ı gönülden teşekkür etmek istiyorum. Ayrıca sayfaların hazırlanmasında orjinal fikirler üreten eşimin ve uslu uslu oturarak babasına yardımcı olan oğlumun da adını anmadan geçemeyeceğim. Türk sanat tarihinde birbirinden eşsiz eserler veren hat ustalarının geleneğini dijital ortama taşıma cesaretini kendimde bulmama sebep olan yakın arkadaş çevreme ve siz ziyaretçilerimize de minnet borcumu bildirmek isterim.

Benim gibi amatör bir yazıcıyı kale alan ve fikirlerini esirgemeyen tüm usta Türk kaligraflarına saygılarımı sunuyorum.

En kısa zamanda buluşmak dileğiyle...

6 Kasım 2009 - Bursa

Ana Sayfa Kaligrafi Galerisi Kaligrafi Hakkında Kaligrafi Dersleri Fotoğraf Galerisi Arşiv